13 Aralık 2010 Pazartesi

Defter tut!

Marmara Üniversitesi, Grafik Tasarım bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Bu sene aldığımız Sembol ve Anlam Yaratma dersi kapsamında, hocamız Mehmet Ali Müstecaplıoğlu, ders boyunca öğrendiklerimizin, hatta ders kapsamındaki hemen her(oluşturulacak yeni sembol veya logolar ya da bunların ön hazırlığı olan dokümanlar... gibi herşeyin) yer alacağı bir defter tutmamızı istedi.

Ancak benim biraz sorunlu ve sorumsuz tavrım, bu süreçte sınıf arkadaşlarımdan geri kalmama hatta tamamıyla oyunun dışında yer almama neden oldu. Yine de kendince bir samimiyete ve iş ahlakına sahip, ilginç bir öğrenciyim ve her şeye rağmen hocam Müstecaplıoğlu’nun diğer öğrenciler gibi bana da ödev düştüğü ama benim yerine getirmediğim bu defter işini, nasıl bilmiyorum ama bir şekilde telafi ederek samimiyetimi kendisine göstermeliyim.

İstediği şeyleri ya da verdiği ödevleri, layığını değil fazlasını vererek yapmak, dönem başında kafamdaki tek düşünceydi. Oysa bu düşüncenin aksini gösteren tutum ve davranışlarım, içinde bulunduğumuz günlerde had safhaya ulaştı ve içinden çıkılmaz bir durum aldı. Daha ilk dersten, özellikle altını çizerek defter tutulması hususunda verdiği ödev hususunda bile bir istikrar yakalayamamış olmam -daha doğrusu attığım her adımı bir şekilde yetersiz bularak sonuçta bir den fazla defter tutma girişimim ve akabinde, hiçbir deftere sahip olamayışım- artık beni saç baş yolma noktasına getirdi.

Herkesbir defter aldı ve bu defteri o ve ya bu şekilde yazdı çizdi, doldurdu, kimisi sade, ciddi bir şekilde kimisi de allayıp pullayarak rengârenk bir defter çıkardı ortaya; ama bir şekilde vize günü geldi çattı ve benim haricimde herkesin elinde bir defter vardı. Hoca defterleri masamın önüne bırakın dediği vakit, herkes sonucundan memnun olsun ya da olmasın, içeriğindekileri kendileri doldurdukları, her biri tırnak içinde özgün olan bu defterleri masanın önüne bıraktılar.

Şu sıralar herkes notunu almış olmalı... Hoca yeni konular anlatmış ve defterlere yazılıp çizilmek üzere, daha başka araştırma ya da uyguluma ödevleri vermiştir. Benim ne olup bittiğinden haberim yok, artık çemberin dışındayım ve içeride ne olup bittiğinden bi haber dolaşıyorum. Tekrar oyuna girmek istiyorum ama önümde bir engel; o da defter! Şuan yaptığım şey: oturup yeni bir defter hazırlamak değil, Utancımdan, daha bir defter tutamamanın verdiği kadir azabından kendimi paralamaktan fazlası değil.

Pazartesi, gece sabaha karşı 02:30, yani aslında Salı günü içerisindeyiz. Ama ben hala hafta başı sayıyorum içinde bulunduğum zamanı; yani önümde dört tam günüm var. Bu süreç dede bir şeyler yapamazsam eğer, Perşembe günkü derse gene gidemeyeceğim ve iki haftadır süren bu gidişat bir kısır döngüye, böylelikle tüm bir dönemi içine alan, benim bir sene kaybıma neden olacak bir sona dönüşecek, Saat 02:32...

Bir şeyler yapmalıyım! Belki de bir türlü becerip somut olarak ortaya koyamadığım defteri, böyle bir blog ortamında kurgular ve hocaya defter değil, bu bloğun linkini verirsem, en azından –dersi geçemesem bile- kendime olan güvenimi geri kazanabilirim! Oturup başımı iki elimin arasına aldığım ve somurtarak dertli dertli etrafa bakındığım şuanki görünüşümden kurtulurum, bunu da yanıma kar sayarım.

Neden olmasın(!), işte daha şimdiden aklıma güzel bir fikir geldi; Hocanın masasına koyamadığım defter problemine, tali ama etkili bir çözüm buldum denebilir. Kendimce bulduğum, kendi çıkmazıma çıkış yolu olacak bu fikir şöyle;
Sayısal verilerden oluşan bu blok, belli bir doluluğa ulaştığında ve ben de biraz daha iyi İndesign kullanmaya başladığımda, elle tutulabilir somut bir nesneye, yani bir deftere dönüştürülebilir. hem belki bu durum, seneye alacağım Masaüstü Yayıncılık dersi için de iyi bir ısınma antrenmanı olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder