13 Aralık 2010 Pazartesi

HALI'ya BAK HALIYAA(!)





Halı ve kilimlerdeki semboller, bu güne değin hiç ilgi ve alakamı çekmemişti. Habire ev taşımak durumunda kalan, oradan oraya sürekli gurbet ellere tayin gören memur bir ailenin evinde, zaten şaşalı halılar görmeyi ummak, biraz abesle iştigal kaçacaktır. Belki halıya nazaran taşınması kolay olduğundan, bu tür bir memur evinde türlü kilimlere rastlanabilir ancak hatırladığım kadarıyla evde ne kadar kilim varsa, ben daha çok küçükken -belki de anaokulu yıllarlımdayken- söz konusu kilimler yerinde durmuyor, kayıyor, toplaşıyor, yamuluyor bahanesiyle annem tarafından ya atılmış ya da konu komşuya dağıtılmış.

Hatırlıyorum da buna sebep, o zamanlar biraz fazlaca haylaz olan benim-ki halen daha öyleyim- evin içinde oyuncak kamyon, araba, tır ve bilumum tekerleğe sahip oyuncakla oynamaya çalışıyor olmamdı. Tekerlekler kilimlerin üzerinden geçerken kilim toplaşıyor, bozuluyor, sonra onları düzeltmek adına annem, arkamda bıraktığım enkazı düzeltmek ile uğraşıyordu, habire bu işle uğraşmak onca işinin arasında onun için büyük angarya oluyordu. Kaldı ki bu kilimler benimde hızımı kesiyor, oyuncak kamyonumla evin içinde özgürce terör estirmeme mani oluyordu.

Bu yüzden ne halılardaki, ne de kilimler üzerindeki eciş bücüş minik şekillerin, sembol olduğu bilgisine münhasır olamadan büyüdüm. Her birinin birer anlama, hatta işleve sahip olduğunu, hocanın halılara bakın sözü ile keşfettim. Çok da şaşırdım.

Ama aileden uzakta, İstanbul’da bir başıma kalıyordum ve hocanın dediği gibi gidip bakabileceğim bir halı, yoktu etrafımda. Kara kara düşünüyor, Kadıköy’de çaresiz adımlarla acaba şimdi ne yapmalı diyerek dolaşıyordum. Ve bir halıcı gördüm. İçeri girmeye bile utandım, sadece tek yaptığım kapı ağzında durmak, içeride başka işle meşgul olduğu görülen abiye “selamünaleyküm” demek oldu Ve aleykümselam cevabını aldım, ardından ne demem gerektiği konusunda en ufak bir fikrim yoktu.

Sonra yahu ne olacak ki diyerek girdim içeri, adam aldırış etmedi bile, o önündeki işiyle meşgul oluyor, bense duvardaki halılara bakınıyordum. Sonra dayanamayıp sordum amcama, bu halılardaki semboller nedir ne değildir, var mı bunların bir anlamı, mesela şu şekil, mesela bu? Nedir bunların manası dedim...

Adam önce yüzüme baktı, sonra da kallavi bir eda ile tipime, şeklime, giyimime esaslı bir göz gezdirdi. Geçer not almamış olacağım ki “alıcı mısın, alacak mısın ki?” diye sordu. Bende hayır dedim ama öğrenciyim ve bu konuyu çok merak ediyorum, zaten bölümümle alakalı bir konu, bu sembollerin yani halılardaki bu motiflerin anlamlarını çözmem gerekiyor, bu benim ödevim dedim. Bölümümü sordu, Grafik Tasarım dedim. Pek ilgisini çekmemiş olacağım ki, vallahi bende bilmiyorum ki ne desem yalan olur dedi, başından savdı, konuyu değiştirdi, bu Nokia telefonların zil sesini değiştirmeyi biliyor musun diye sordu. Hayır, ama bir bakayım dedim ve aldım telefonu elime. Zil sesleri menüsünü açarak, adama diğer melodileri dinlettim, istediği zil sesini seçmesine yardım ettim.

Çıkarken bana teşekkür etti ve gene Kadıköy’de bir başka halıcının adresini vererek beni uğurladı; gittiğinde selamımı söyle, sana muhakkak yardımcı olacaktır dedi, hadi bakalım diyerek oradan ayrıldım, akşam olmuştu ve karnım zil çalıyordu. Hesapta ertesi gün uygun bir vakitte gidip kendisiyle görüşürüm diye umuyordum ama bu görüşme çok daha geç olacak, sonraki haftaya kadar sarkacaktı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder